Etiket Arşivi | fethullah gülen

HDP Cemaat Yakınlaşması ve 7 Haziran Seçimleri

Bir denize düşen yılana sarılır..

HDP gibi partiler daha önceleri seçimlere bağımsız bir şekilde girerlerdi. Ardından 20 bağımsız milletvekili bir araya gelir ve mecliste grup kurarlardı. Böylece %10 seçim barajını dolaylı yoldan aşmış olurlardı. Fakat 7 Haziran 2015 seçimlerinde durum farklı bir hal alıyor. Çünkü HDP’yi temsil eden milletvekilleri seçime parti olarak girecekler. Parti olarak girdikleri için milletvekili olabilmelerinin önünde %10’luk bir seçim barajı var.

HDP hangi anket firmasının gazına geldi bilmiyorum ama seçime parti olarak girmek onlara 7 Haziran’da büyük bir yenilgi olarak geri dönebilir. Şöyle ki azıcık haberleri hakip ediyorsanız HDP’deki telaşı çok net olarak görebilirsiniz.

Selahattin Demirtaş, Sırrı Süreyya Önder gibi HDP temsilcilerinin katıldıkları televizyon programlara bakacak olursanız bundan bir ay önce yaptıkları konuşmalarla ters orantılı bir izlenim çiziyorlar. %10’luk barajı geçemezsek sivil iteatsizlik yapacağız, bizim istediğimiz 400 sandalye değil sadece %10’u geçmek gibi tehdit edici açıklamalar geliyor. Yani açık açık bize doğuda karışmayın biz halktan zorla da olsa oy alıp bu %10 barajını aşacağız diyorlar.

Hatta 2 Mayıs’ta CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu HDP’nin sandıkların başına silahlı birini oturtarak bu meseleyi çözeceğini söyledi. Esprili bir dille dille bile olsa bu çok düşündürücü bir açıklamaydı. Çünkü gerek CHP, gerek MHP gibi Türkiye’nin büyük partilerinin Sivas’tan öteye oy alamadıkları malumunuz. Bu durumda HDP’nin sandık başlarında silah zoruyla oy almalarına ses çıkarmazlar.  Neden ses çıkarmazlar? Çünkü seçimde HDP’nin barajın altında kalması oyların sandıktan birinci parti çıkacak olan AK Parti’ye yazılacağını gündeme getirir. Bu nedenle denize düşen yılana sarılır mevzusu ortaya çıkıyor.

Deniz yılan meselesi dedim de gelelim şu Fethullah Gülen cemaatine. Onlarında hali duman. Bu cemaat nasıl çalışır kısaca değineyim. Halktan topladıkları bağışların dışında cemaatin diğer gelir kaynağı ise çalışanlarıdır. Yani X kişisi cemaat kanalıyla herhangi bir yerde işe başladıysa maaşının belli bir bölümünü cemaate vermek zorundadır.

Tanıdığım bir dershane öğretmeni kağıt üzerinde 1900 lira maaş alıyor ama eline geçen para 1500 lira. Geriye kalan para ona verilmiyor. Ona söylenen öğrencilere yardım yapıyoruz. Buna itiraz edemez. Özellikle devlet kurumlarına yerleştirilmiş elemanlar hiçbir şekilde itiraz edemezler.

Şimdi gelelim HDP ve Cemaat ilişkisine…

Cemaat son zamanlarda en karınlık işlerini çevirdi ve yaptıkları yanına kar kalmadı. En son yaptıkları hukuk skandalı ise Fethullah Gülen’e doğum günü hediyesi niyetindeydi. Ama amaçlarına ulaşamadan Metin Özçelik ve Mustafa Başer isimli hakimler tutuklandı. Eğer amaçlarına ulaşsalardı hukuk ayaklar altındaydı.

Bugüne kadar iki büyük düşman olan HDP ve Cemaatin yakınlaşmasına gelecek olursak çok basit olarak görebilmekteyiz. HDP’nin barajın altında kalmasıyla mecliste çok güçlü bir Ak Parti olacak. Buda son demlerini yaşayan Fethullah Gülen cemaatinin o demleri bile yaşayamayacağının kanıtı oluyor. Bu nedenle HDP’nin  %10 barajını geçmesi için Cemaat var gücüyle çalışacak. Hatta ve hatta MHP ve CHP’de dolaylı yoldan bunlara destek verecek.

Peki cemaat tabanı bu güne kadar HDP gibi partilere karşıydık şimdi niye böyle oldu diye soracak mı? Hayır cemaatin tabanını oluşturan kesimin sorgulama, soru sorma hakkı yok.  Çünkü soru soranlar derhal hain ilan edilir. Eğer evlenme işini cemaat içi yaptıysa boşandırılır, çocukları elinden alınır ve belki de hakkında olur olmadık yüzlerce dava açılır. Buyrun Nurettin Veren ve Hüseyin Gülerce..

Konu Makaleler, Siyaset0 Yorumlar

Zaman Gazetesi, CHP, Fuat Avni, Umut Oran, Emre Uslu

O kadar karmaşık ve yalanla dolu 2 sene geçiriyoruz. İlk etapta Zekeriyya Öz’e gelmek istiyorum. Buram buram cemaatci kokan Zekeriyya Öz  BBC’ye açıklama yapıyor ve ben cemaatci değilim. Gülen cemaatiyle işim olmaz diyor. Oha diyorum.

İkincisi üniversitedeyken cemaat yurdunda kalan Mesut diye bir arkadaşım vardı. Arada bizi evlerine davet eder bir abileri gelir sohbet ederdi dağılırdık. Bir gün Mesut harıl harıl Zaman Gazetesi üyesi bulmaya çalışıyorken beni de üye yapmaya çalıştı bende şunu söyledim. Kardeşim zaten 1 milyon üyeniz var bırak bikaç kişi eksik kalsın niye bu kadar uğraşıyorsunuz diye sorunca. O zaman anlamadığım şimdi bu olaylardan sonra daha iyi anlayabildiğim cümleyi kurdu.

“Eğer Zaman Gazetesi Türkiye’de en fazla okunan abone olunan gazete olursa dünyanın herhangi bir yerinde oturan kişi Türkiye gündemini öğrenmek için hangi gazeteyi okur?” dedi. Haklıydı. Bu cümle cemaatin bütün amacını ortaya çıkartıyordu. Şuan dünyanın her yerinde seçilmiş hükümete karşı ülkeyi anti demokratikleştiriyor diye kara propaganda yapıyorlar. Bunu Today’s Zaman gibi yurtdışı gazetelerinde ve yayınlarında daha fazla görebilirsiniz.  Heh söylemeden edemeyeceğim bu arkadaş 3. sınıfta iş hayatına başladı bir adliyede katip olarak görev yapıyor.

Üçüncü kısım ise Emre Uslu’nun kullandığı Fuat Avni ve CHP meselesi.  Ben CHP’nin cemaat tarafından bu kadar ele geçirildiğini düşünmüyordum. Sadece CHP’nin Ak Parti’yi bitirmek için cemaate destek verdiğini düşünüyordum. Ama vaziyet öyle değilmiş.  Son çıkan Twitter direkt mesajlarına göre CHP Umut Oran vasıtasıyla Fuat Avni’den direk emir alıyor ve bunları uyguluyor. Dolarlar, milyonlar havalarda uçuruluyor. CHP’nin buna göz yummasının nedeni büyük ihtimalle Baykal’ın da düştüğü seks kasedi tuzağı. Çünkü yazışmalarında 45 tane kasetten bahsediliyor.

Fuat Avni bu görüntülerin Fethullah Gülen’in gizli bilgisayar ekibi tarafından saklandığını ifade ediyor.

Son on yılı hesaba kattığımda şunu söyleyebilirim. Eskiden cemaat ezilen pozisyondaydı saklanarak büyüdü güçlendi iyice devlet kademesinde söz sahibi olmaya başladı. Ak Parti iktidara geldiğinde ise önleri açıldı ve daha da güçlendiler. Sonrasında ise Balyoz ve Ergenekon davalarıyla karşılarında olan herkesi bitirdiler. Girdikleri her kurumda para, rüşvet, tehdit, şantaj ve iktidar gücüyle söz sahibi oldular. İktidar bunu anladığında cemaat artık durdurulamayacak noktaya gelmişti.  Artık bütün mesele Ak Parti hükümetinden ziyade Recep Tayyip Erdoğan’ı bitirme meselesiydi. Çünkü Ak Parti içerisinde de başta İdris Naim Şahin olmak üzere Hakan Şükür gibi cemaate hizmet eden vekiller vardı. Bunları ele geçirmek yönlendirmek kolaydı. Ama ele geçiremedikleri tek kişi Recep Tayyip Erdoğan’dı.

Durum o kadar vahim bir hal almıştı ki. Erdoğan Başbakanken odasına cemaat polisleri tarafından dinleme cihazları bile yerleştirildi. Bunlar tespit edildiğinde ise karşı operasyonlarla başbakanın çevresindeki cemaat ekibi tasfiye edildi. Hatta geçtiğimiz günlerde dinleme cihazlarına başbakanın ofisine yerleştirenler Romanya’da yakalandı. Bunların Türkiye’ye getirilmesiyle birlikte işler iyice çözümlenecektir.

Tam bir devlet içinde devlet doğmak üzereydi öyle ki Milli İstihbarat Teşkilatı’nı karalamak için MİT’in gözetimindeki tırlara cemaatin mensup olduğu savcı asker ve polislerle operasyon yapıldı. MİT CHP ve cemaat tarafından terörist bir faaliyet içerisindeymiş gibi gösterildi. Haberler anında Zaman Gazetesi ve cemaat diğer yayın organları tarafından dünya gündemine taşınmaya çalışıldı.

Buda yetmezmiş gibi MİT’in başındaki isim olan Hakan Fidan Oslo’da PKK ile yapılan çözüm süreci görüşmeleri bahane edilerek ifadeye çağrıldı amaç vatana ihanetten Recep Tayyip Erdoğan’ı gözaltına almaktı. İfadeye çağıran savcı ise Sadrettin Sarıkaya isimli özel yetkili bir savcıydı. Nitekim Hakan Fidan ifadeye gitmeyerek bunların emellerini boşa çıkardı.

Ak Parti, CHP, Cemaat, Fethullah Gülen gündemi bakalım ileride bizlere daha neler gösterecek. Merakla beklenen konu ise 7 Haziran 2015 seçimleri. Bu seçimlerden sonra Ak koyun karakoyun ortaya çıkacaktır.

 

Konu Makaleler, Siyaset0 Yorumlar

Gündeme Dair – Berkin Elvan, Burak Can, Gezi Parkı, Cemaat

Gençliğimizin baharındayız! Çocuklarımıza ve geleceğimize anlatacak çok şeyimiz var.

Ölenler neden öldü! Mesele ekmek miydi, vatan mıydı, din miydi neydi? Yoksa mesele Türkiye tarihine gelmiş ikinci en büyük lideri ortadan kaldırmak mıydı?

Yaşanan süreçle bunu en adi, en pis şekilde gördük duyduk! Amerika, İsrail ve Avrupa destekli finans kaynaklarıyla Türkiye’nin nasıl bir girdabın içine sokulmak istendiğini gördük.  Süreci iyi analiz etmek için biraz geçmişe dönelim ve önce Gezi Parkı Gerçekleri başlıklı makalemi okuyun!

Süreç tam anlamıyla Ak Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’ı bitirme politikasına dönüştü. Bütün siyasiler, dini gruplar, sanatçılar, aydınlar Türkiye’nin yükselen sesi Erdoğan’ı bitirmenin peşindeydiler. İlk önce halkı sokağa dökmenin yolları arandı. Planlı yada plansız polislere şiddet uygulatıldı. Sistemli ve programlı şekilde insanlar sokaklara çekildi. Nasıl bir oyunun içinde oldukları hiç anlatılmadı.

Türkiye’deki finans çevreleri tarafından da şiddetle desteklenen olaylar halkın umudunu kırmak Gezi Parkı’nda kesilen ağaçları bahane ederek onları sokağa dökmekti. Sanatçılar tiyatroların özelleştirilme girişimlerini bahane ettiler. Neden devlet sanatçısı bedava maaş menfaat menfaat. Kitleriyle birlikte sokağa çıkıp Recep Tayyip Erdoğan’a kin kustular. Mesele ağaçtı tabi! Yersen öyle!

Ardından insanlar sokaklara davet edildi. Otobüsler meydanlardan kalktı. Facebook’da Twitter’da ve diğer sosyal ağlarda otobüslerin güzergahları kalkış saatleri verildi. Taşlar, sopalar, molotoflar depolandı. Taksim’de insanlar öldü. Öldürüldü! Polisler köprülerden atıldı!

Sokaklar Allah’a Peygamber’e küfreden Ahmet Atakan gibi gençlerle doldu taştı! Ahmet’de öldü polisler de öldü! Bugüne yaklaştığımızda yapılan planların hiçbirinin tutmadığını gördük, yaşadık.

Daha dün Fethullah Gülen cemaatinin devletin içine nasıl sızdı, devletin en hassas kurumlarına nasıl girdiğini, ülkenin en çok korunan adamı, Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan’ı nasıl dinlediklerini gördük! Ofisine kimlerin aracılığıyla dinleme cihazları konulduğu ve bu cihazları koyan koruma ekibinin Amerika’ya nasıl kaçtığını gördük.

Cemaat’in kritik görevlerde bulunan savcı, hakim gibi insanları nasıl kullandığını, devlet elifle devlete nasıl operasyonlar yapıldığını gördük.

Hizmet hareketi diye bilinen Fethullah Gülen cemaatinin finans kaynaklarını yöneten, yurtdışı okullarını açan, cemaate resmiyet kazandıran, siyasi ilişkilerini kuran güçlendiren Nurettin Veren isimli vatandaşın 2007 yılında yazmış olduğu ve bugün yaşadıklarımızı anlatan kitabın nasıl ortadan yok edildiğini gördük.

Bugüne geldiğimizde ölüler üzerinden siyasetin en acımasızca nasıl yapıldığına şahit olduk. Buna biz ikiyüzlü siyaset dedik! Ölenler olmasın gidin oyunuzu kullanın hesabınızı sandıkta görün dedik. Kan dediler! Birisi ölsün sokağa dökülelim yakalım yıkalım dediler!

Cemaat’in Recep Tayyip Erdoğan’ı yıkamadığını gördüklerinde ortaya Berkin Elvan’ı attılar. Teröristti, patlayıcı vardı gibi iftira yada değil bunlar beni ilgilendirmiyor! Hiçbiri bir insanın ölümü, öldürülmesi kadar kötü değildir! Berkin Elvan’ın ölümünü beklediler. Ölsün de sokaklara çıkalım diye dua ettiler. Ne oldu 269 gün sonra Berkin öldüğünde sokaklara indiler.

Olmuyor Cemaat’in gücü yetmedi biz bitireceğiz dediler. Berkin’in cenazesinin ertesi gününde Burak Can isimli bir genç DHKP-C terör örgütü tarafından Okmeydanı’nda öldürüldü.

Berkin’in öldürülmesini dünyaya duyuranlar #RememberBerkin diye Amerikan gazetelerinde bağış toplayıp ilan verenler Burak Can için samimiyetsizliklerini gösterdiler. O gün olaylardan dolayı kalp krizi geçirip ölen polis içinde kılları kıpırdamayan insanlar. Berkin öldü diye yaygara koparanlardı.

Kimi ölsün Alevi dedi, kimi terörist dedi. Biz ölmesin diyoruz. Birileri rant sağlayacaksa, birileri bu ölüler üzerinden siyasi emellerini gerçekleştirecekse, birileri biri ölsünde cebimize para girsin diyecekse! Hayır Kimse ölmesin!

Benim oy verdiğim partiyi sen sokakta taşlıyorsan karşına ilk çıkacak olan benim! Çünkü ben senin oy verdiğin partiye saygı duyuyorum, senin oyuna saygı duyuyorum, senin düşüncene saygı duyuyorum! Ama sen bunu yapmıyorsun!

 

Konu Makaleler, Siyaset0 Yorumlar


Translate – Çeviri