Kategorize | Makaleler

Merter Şelale Cafe’de iftar yemeği

Bu yazımda daha farklı şeylerden bahsetmek istiyorum aslında ama her yazının bir konusu her konunun da bir kilit noktası olmalı öyle değil mi?

Bu yazının konusunu da “yıllar sonra ilkokul arkadaşlarıyla gidilen bir iftar yemeği” oluşturuyor. Kilit noktası dedik ya bunun konuyla pek alakası olması beklenmemeli.. Neyse konumuza geçelim..

İlkokul arkadaşlarımla Şelale Park’da bulunan bir kafeye gidiyoruz. Maksadımız iftarımızı açıp, sohbetimizi yapıp, hasret giderip, evlerimize dağılmak. Nitekim öyle de oluyor. Oturuyoruz yemeğimizi yiyoruz; ortam güzel, hizmet iyi, çalışanlar ilgililer. Yemeklerin geç gelmesine de lafımız yok hani. Olur; yoğun sonuçta iftar saati demi..

İnsanlar kaliteli, ortam sıcak, muhabbette güzel olunca zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Zaten hızlı geçen zaman daha da hızlanıyor sanki.

Sekizden on ikiye kadar oturduk artık dağılma vakti yaklaşıyor. Buraya kadar her şey normal gözüküyor. Hesabı istiyoruz hesap geliyor. Kaç lira efendim? Bakıyoruz inceliyoruz? Söyliyim mii?

Net 251 lira 50 kuruş..
Az mı? Normal 🙂
Yedik, yedik içtik eğlendik de mi?
Neyse yuvarlayalım 250 olsun diyoruz hesabı bırakıp kalkıyoruz.

Arkadan koşuşturan garson yanımıza yaklaşıyor.. “Abi hesap 251,5 lira siz 250 lira bırakmışsınız!” diyor…

5 tl veriyoruz garsona gülümsüyoruz ve yolumuza gidiyoruz.

Giderken düşünüyoruz bir işletmenin büyüklüğünü nerden anlarız yada 1,5 liranın hesabını yapan bir işletme ne kadar büyük olabilir?
İşletme müşteri kazanmayı mı amaçlamalıdır yoksa kaybetmeyi mi?
İşletmenin amaçları ne olmalıdır?
Uzun dönemde kâr elde etmek?
Topluma hizmet?
Sosyal prestij?

Hepsi, hepsi, hepsi..

Sanırım Merter’de bulunan Şelale Park Cafe işletmecisi bunlardan bihaber olsa gerek. Bir eksi tüm artıları götürür diyoruz ve başta mekan ile ilgili düşündüğümüz bütün olumlu duygular yok edip bir daha git-mi-yo-ruz!

Paylaşmak ister misin?

Facebook - Hotmail - Yahoo ile yorumla

yorumlar

5 Yorumlar için “Merter Şelale Cafe’de iftar yemeği”

  1. Muhammed Ali dedi ki:

    Garsonun görgüsüzlüğü işletmeye mal edilmemeli

  2. Özgür Can dedi ki:

    haklısın şimdilerde olsa bu kadar tepki göstermezdim güler geçerdim 🙂

  3. Deniz dedi ki:

    Yazıdaki yorumlara katılıyor ve hak veriyorum. Bu sebeple benim de gitmediğim yerler var. Büyük işletmeler küçük hesapların peşinde koşmamalı, görgüsüz garson çalıştırmamalı, bu tür konularda personeli eğitmeli. Hesap 248,50 TL tutsaydı da siz büyük bir ihtimalle yine 250 TL verirdiniz ve para üstünü almazdınız.

  4. murat gökmen dedi ki:

    Açıkçası yazılanı ve yorum yapanların yorumlarına bakınca şaka diye düşündüm. Dünyanın her yerinde ( Türkiye’ de dahil :9)251 lira gelen hesaba 250 bırakan ilk defa duyuyorum. O beğenmediğiniz garsonların saatlerce koşuşturmasından sonra üşenmeyip 1,5 lira için koşana darılıp bunca yazı yazmaya gerek duyacağınıza, 251,5 lira olan hesaba normaller 270-275 lira bırakmalı. Bahşiş sistemi direk istenmez, o kadar memnun kaldı iseniz o emeğe onca insan 15-20 lira bırakamadı da 1,5 lirasını kasasını tutturmak için isteyene mi darıldı. Komik. Restaurant müşterisi olma kültürü eksikliğiniz garsona maletmek… Bu arada mesleğim de restaurantçılık falan değil. Sadece firmanın yerine bakmak için neti açtığımda bu saçma yazışmayı gördüm dostlarıma gösterdim. Üşenmedim yazayım dedim. Dostlarım daha değişik yorumlarda bulundu. Ben onları yazmayayım. ( bir aralar şarap isteyene 20 yıllığı getirilince, yenisi yok mu diye soran da olmuşluğu vardır. Düzelecek)

  5. Özgür Can dedi ki:

    Öncelikle süistimal edilen Ramazan ayı için o kadar bahşiş bırakmaya gerek yok. Tercih meselesi bu tabi sen bırakırsın ben bırakmamayı tercih ettim, yine olsa yine bırakmam. Biz 1,50 lira eksik bırakınca restoran kültürümüz olmuyor, ama restoran 1,50 kuruş için müşterinin peşinden koşunca eleştirilmiyor. Ben yine gelen garsona 5 TL verip gönderdim bunu da kaçırmışsın. Peşimden para üstü vermek için de kimse koşmadı. Demem o ki 1,50 lira için müşterinin arkasından garson gönderilmez. Restoran bana ekstra bir hizmet sunmuş olsaydı sizin yazdıklarınıza hak verebilirdim.

Trackbacks/Pingbacks


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate – Çeviri


Önceki yazıyı okuyun:
Anıl Petek

Kalbi temiz; iyilik ve güzellikten başka hiçbir şey düşünmeyen insanların canı hep yanmak zorunda öyle değil mi? Bütün kötülükler, olumsuzluklar...

Kapat