Arşiv | Siyaset

Başkanlık sistemine neden karşılar?

Rejim değişiyor! Türkiye batacak! Nereye gidiyoruz! Bir kişi yönetecekmiş bizi! Şeriat gelecek! Adam istediği her şeyi yapacak! Meclisi bile feshedebiliyor!

Başımıza kötü şeyler gelecek! İstemezük!

Bu gibi köksüz yorum ve düşüncelerden kurtulup farklı bir açıdan bakalım.

Her ne kadar kimin nasıl oy vereceği umrumda olmasa da son zamanlarda yaşanan gelişmeler çok ilginç.  Normal şartlarda Türkiye siyasi partilerini, vatandaşlarını ilgilendiren bir konu bu. Sistem değişecek mi değişmeyecek mi? Buna oy vermeye giden vatandaşlar karar verecek. Kendimizi yönetme hakkına sahibiz öyle değil mi? Madem dünyada insanların başına bir çoban gerekiyor o zaman onun kim olacağına karar vermek en doğal hakkımız! Ama gelin görün ki buna bizden önce karar vermeye çalışanlar var. Bunlar bizim hiçbir zaman dostumuz olmadılar.

CHP’nin HDP’nin hayır demesini anlarım. Milli duygularla, Türkiye’nin geleceğini düşünerek hareket etmese MHP’nin de hayır demesini çok iyi anlarım. Çünkü gelecek olan “Başkanlık Sistemi” nde tıpki Amerika’da olduğu gibi parti liderlerinin önemi hiç olmayacak. Şuan ki parlementer sistemde seçim yapıldığında bizler seçileni seçiyoruz yani kimi? AK Parti’nin Genel Başkanı’nın seçmiş olduğu çalışma arkadaşlarını seçiyoruz ya da HDP’nin Almanya’dan Diyarbakır halkını temsil etmesi için ithal ettiği Feleknas Uca gibi isimlere oy veriyoruz. Peki sonra ne oluyor Türkçe bilmeyen, Kürtçeside yeterli olmayan biri Diyarbakır halkını mecliste temsil etmeye çalışıyor. Yani demem o ki başkanlık sisteminde artık bu halk kimi istiyorsa onu seçecek. Artık parti liderlerinin bir anlamı olmayacak. Yani ortada ne Kemal Kılıçdaroğlu kalacak ne eş başkanlar muhabbeti kalacak, ne Devlet Bahçeli kalacak, ne de Binali Yıldırım kalacak.. Hepsi silinip gidecek..

Buna da diyorlar ki ya kötü biri gelirse; -kötü biri gelirse de halk seçmiş olacak, iyi biri gelirsede  halk karar vermiş olacak-. Demem o ki kimse kendi iradesiyle oy veren insanın seçimini eleştirecek hakkı kendinde bulmamalı. Sonra Aysun Kayacı muhabbetine dönersiniz. bkz: dağdaki çoban ile benim oyum bir değil

Farklı bir açıdan bakalım demiştik.

Türkiye içindekilerinin hayır deme sebeplerine yer verdik ve normal değerlendiriyoruz. Peki PKK’ya ne demeli, ya YPG’ye?

Almanya?

Hollanda?

Amerika?

Sırf bu uğurda ülkemizin bakanlarının yapacağı toplantılar engelleniyor.

Kendi içimizdekileri anladıkta bunlar nerden çıktı. Bizi bizden daha mı çok düşünüyorlar?

İşte benim EVET demem için yeterli olan sebepler bunlar! Görmemek için farklı sebepleri olmalı insanın!

Konuyla ilgili diğer değerlendirmemi 23 Mayıs 2015’de yapmıştım geçen onca yıla rağmen yanılmadığımı görmek güzel!

Konsolosluğumuza gitmeye çalışan Bakan Kaya’ya yapılan faşist uygulamalar için resme tıklamanız yeterli

 

Başkanlık Sistemini Neden İstemiyorlar?

 

 

 

 

 

 

Konu Makaleler, Siyaset0 Yorumlar

Seçim Sonrası Hedef Recep Tayyip Erdoğan ve Projeler

Seçim bitti ve yeni bir süreç başladı!

7 Haziran öncesi yapılan çirkin işbirlik neticesinde istenen oldu ve Ak Parti zayıflatıldı. Aslında zayıflatılmak istenen Ak Parti hükümeti değildi! Hedef Türkiye’nin hızlı gidişatının ve ilerlemesinin durdurulmasıydı. Bunu başarmak için adeta PKK’nın siyasi sözcüsü haline gelmiş HDP’yi meclise sokmak yeterliydi. Özellikle Almanya, İngiltere, Fransa, İsrail ve Amerika’nın aralarında bulunduğu dış basında özellikle Ak Parti aleyhine ve HDP lehine propaganda sürdürüldü. Nitekim yapılan propagandalar ve algı operasyonları Ak Parti’nin tek başına hükümet kurmasının önüne geçti. Peki bitti mi? Hayır! Asıl oyun şimdiden sonra başlıyor!

Dünya’da mazlumların sesi olan bir ülke vardı. Bu ülke Ortadoğu, Asya ve Afrika’da hızla taraftar kazanmakta ve destek görmekteydi. Ak Parti’nin iktidar olduğu 13 yıllık süreçte Türkiye’nin büyüyen ekonomisi, ve yükselen sesi durdurulmalıydı! Herşey dünya 5’den büyüktür sözüyle başladı. Bu sözden sonra şimşekler Türkiye ve Türkiye’yi yöneten kesime geldi. Seçimlerle zayıflatılan Ak Parti’den sonra sırada %52 oyla seçilmiş Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı vardı.

İlk olarak algı operasyonları Ak Parti ve seçmeni üzerinden yapıldı. Seçimdeki oy kaybının sebebi Recep Tayyip Erdoğan yaptığı mitingler olarak gösterilmek istendi. Ardından Ahmet Davutoğlu’nun “Recep Tayyip Erdoğan’ın meşruiyeti tartışılamaz” çıkışından sonra başarılı olamayacaklarını anladılar.

Hedefte olan başka bir konu ise Ak Parti döneminde başlatılan mega projelerdi. Seçim sonrası ilk olarak 3. köprünün bağlantı yollarının yapımı durduruldu. Bunda başı çeken Mimarlar Odası’ydı.(TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi ile Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi – Avukatı Can Atalay)

Mesele Türkiye’nin gelişmesi, büyümesi, halkın rahatlığı ve refahı olunca nasıl engelleriz, 3. körüyü, 3. havalimanını nasıl durdururuzun planlarını yapanlar. Sarıyer’de ve Türkiye’nin diğer illerinde zenginler için yapılan villalar söz konusu olunca seslerini çıkarmadılar. Demek ki mesele ağaçların kesilmesi ormanın bozulması değildi.

Türkiye’nin gelişmesi ve büyümesini istemeyen bu vatan hainleri Ak Parti döneminde dikilen ağaç, yapılan park ve yeşil alan çalışmalarını hiçbir yerde gündeme getirmezler. Ama iş halkın rahatı olunca nerde ne var ortaya döker ve önlenmesi için ellerinden geleni yaparlar. Bu hainlere millet olarak birlik olup prim vermememiz gereken bir dönemde yaşırıyor. Herkes bunun bilincinde olmalı ve gereken ders en kısa zamanda verilmelidir.

 

Konu Makaleler, Siyaset0 Yorumlar

Seçimlerde oy nasıl çalınır?

Bu yazıyı okumaya karar verdiyseniz bazı yan etkileri göz önünde bulundurmalısınız. Başınız ağrıyabilir, mideniz bulanabilir, kendinizi kandırılmış ve aptal hissedebilirsiniz. Özellikle aptal hissetmek istemiyorsanız siteyi derhal terketmelisiniz.

7 Haziran 2015 seçimleri için geri sayım başladı. Her seçimin olmazsa olmazı cümleleri seçimden sonraki ilk hafta oldukça fazla duyacaksınız. Bunlar ne mi?

– Işıklar söndü oylar değiştirildi,

– Evet mühürleri çalınmış,

– Okulun önünde oy pusulaları bulundu,

vs vs vs.

Bunları hayal gücünüzün yettiği kadar arttırabilirsiniz. Nitekim böyle olmuyor arkadaşlar.

Oy kullanmışsanız yada herhangi bir parti adını herhangi bir seçimde görev almışsanız bunların olmayacağını çok net biliyorsunuz demektir. Eğer bunu biliyor ve hala oy çalındı diyorsanız en yakın Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastane’sine uğramanızı tavsiye ediyorum.

Neden mi?

Hadi açıklayalım. Şimdi oyunuzu kullanacağınız sandığı iyi gözlemleyin. Sandığın bulunduğu yerde sandık başkanı ve seçime giren her partinin temsilcileri yer alır. AK Parti, CHP, MHP, HDP, Saadet Partisi, vs vs..  Ne yapar bu parti temsilcileri bir bakalım. Aslında seçim sonuna kadar bunların pek görevi yok. Seçim sonunda oylar sayılmaya başladığında görevleri başlamış oluyor. Sandık başkanı ve diğer seçim görevlileri oyları sayarken bu parti temsilcileri de oyların doğru yada yanlış sayıldığını kontrol ediyorlar. Diyelim CHP’den birisi Evet mühürünü taşırmış tam basmamış o zaman kısa süreli bir tartışma olabilir. Ya bunu kabul ederler yada kabul etmezler. Orda ki diğer parti temsilcilerinin ve nihayetinde sandık başkanının tutumuyla alakalı bir durumdur.

İkinci olarak meraklı vatandaşlarımız vardır. Oy sayımını izlemek her vatandaşın hakkıdır. İsteyen kişi istediği seçim sandığının başına gider ve oy sayımını izleyebilir. Kimse buna karşı çıkamaz. Bunların dışında haber ajansları tarafından görevlendirilen kişilerde vardır. Onlar pek sayım işiyle ilgilenmezler sadece sayım işlemi bittiğinde odanın kapısına asılan SANDIK SONUÇ TUTANANAĞI’nın fotoğrafını çekmekle ilgilenirler.

Peki Sandık Sonuç Tutanağı nedir? Adından da anlaşılacağı gibi bu tutanak sandıktan çıkan oy sayısını, kaç oy kullanıldığını, kaç geçersiz oyun olduğunu, geçersiz sayılıp sonra itirazla geçerli yapılan oy sayısını, içinden oy pusulası çıkmayan zarfları yani aklınıza gelen her şeyin yazıldığı tutanaktır. MADDE 45 TIKLAYIN

Bu tutanak yeterli sayıda düzenlenir odanın kapısına, parti temsilcilerine verilir ve sayım işlemi tamamen bitmiş olur.

Bütün bunlar bilindiği halde neden oylar çalındı deniyor kısmına gelecek olursak. Yenilen kesimin tabanını rahatlatmak için bir suç ve suçlu üretmesi gerekiyor. Biz güçsüzüz başaramadık yenildik mesajı vermek yerine karşı tarafı suçlayarak işin içinden çıkacaklarını düşünüyorlar. İşe yarıyor mu? Azda olsa yarıyor. Siz siz olun kendinizi APTAL yerine koydurmayın. Gidin oy sayımını akşam beşten sonra izleyin.

 

Konu Makaleler, Siyaset0 Yorumlar

Başkanlık Sistemini Neden İstemiyorlar?

Eğer bunu araştırıyor ve sorguluyorsanız göbeğinizi kaşımaktan düşünmeye vakit ayırmışsınız demektir.

Başkanlık sistemi nedir ne değildir ilk önce buna bakalım çünkü güzelim ülkemizde şu anda hangi sistemin olduğunu, hangi sistemle yönetildiğini bilmeyen vatandaşlar var ve bunlar  Başkanlık sistemini istemiyoruz diyorlar.

Aslında işin gerçeği Türkiye’nin ciddi anlamda Başkanlık sistemine ihtiyacı vardır. Detaylara geleceğim de şimdi ülkede hangi sistem var onu ele alalım.

Ülkemizde Parlementer sistem mevcut arkadaşlar. Parlementer Cumhuriyet’de denilebilir. Burda bildiğiniz gibi seçimlerde sizi temsil etmesini istediklerinizi meclise gönderiyorsunuz orda temsil ediliyorsunuz. Birde temsili devlet başkanı var oda Cumhurbaşkanı oluyor. Önceleri etliye sütlüye pek karışmayan Cumhurbaşkanlarımız vardı ama şimdi öyle değil. Benim hatırladıklarımdan biri Ahmet Necdet Sezer’di. Adamın yaptığı hayırlı bir iş yoktu. Ülkenin başına tam bir bela olmuştu. Bu konuya da en son değinirim.

Şimdi arkadaşlar MHP, CHP, HDP gibi Türkiye’nin büyük oy potansiyeline sahip partilerine bir bakalım hepsinin ortada buluştuğu tek nokta Başkanlık Sistemine karşı olmak. Karşılar çünkü başka çareleri yok. Neden mi çünkü başkanlık sisteminde devletin yönetimi tek bir kişiden sorumludur. Ve bu kişiyi direkt olarak halk seçer.

Şimdi ülkemizde yasama, yürütme ve yargı denilen kavramlar var bunları anlatayım iyice öğrenmiş olalım durumları.

Yasama –> yasa yapmaktan gelir arkadaşlar yani milletvekillerinin meclis çatısı altında yasa tasarı yada yasa teklifi vererek onaylanmasını sağladıkları kural oluşturuculardır

Yargı –> Yargı ise yürütmeyi denetleyen ve vatandaşların yasal haklarını kanunlarla koruyan mahkemeler ve benzeri yerlerdir.

Yürütme ise –> Yargıya ve yasalara bağlı olarak ülkenin yönetimini ve hükümetin icraatini gerçekleştirenlere denir. Türkiye’de yürütmenin başında Başbakan vardır.

Şimdi geriye dönelim ve “başkanlık sisteminde devletin yönetimi tek bir kişiden sorumludur” cümlemizin detaylarına bakalım. Bu tek kişi yani Başkan yürütmenin başıdır arkadaşlar. Ve halk tarafından seçildiği için de ülkemizde olduğu gibi her seçim sonrası meclisten güvenoyu almak zorunda değildir. Yani yürütme yasamanın güvenine dayanmıyor arkadaşlar. Güven konusunda sadece halka bakıyor. Ayrıca yasama organının yürütmeyi fesh etme yetkisi de bulunmuyor. Öyle olması da gerekirdi çünkü Başkan direkt halk tarafından seçiliyor. Milletvekilleri tutup halkın seçtiği tek adamı görevden alamazlar değil mi?

Şimdi neden MHP, CHP, HDP gibi partilerin Başkanlık Sistemini istemediklerine dair şimşekler ve kıvılcımlar beyninizde çakmış olması gerekiyor. Başkanlık sistemi gelirse CHP, MHP, HDP tarafından ortaya konan hiçbir aday uzun yıllar boyunca başkan olamaz. Çünkü halk olarak bunlara verilen destek belli. Onların kafasıyla hesap yaparsak eğer; Türkiye’nin %75 i CHP ye, %90’ı MHP’ye, %95’i de HDP’ye karşı arkadaşlar. Bu partilerin başlarındaki isimlerin Başkanlık sistemiyle beraber hiçbir zaman devleti yönetme yetkileri olmayacak. Uzun yıllardır hükümet seçilemeyen CHP ve MHP’nin  yada 2015 seçimlerinde barajı aşıp meclise girememe durumu olan HDP’nin Başkan çıkarabilme durumu olabilir mi?

Peki ülkenin menfaatleri ne olacak?

Cumhurbaşkanına gelelim. 2015 yılında Cumhurbaşkanlığı makamı saçmalığın daniskasıdır. Olsa ne olur olmasa ne olur? Ne işe yarıyor? Ahmet Necdet Sezer gibi bir Cumhurbaşkanı geliyor bütün meclisi halkın iradesini kitliyor. Böyle bir sistem olabilir mi? O zaman milletvekillerini neden seçiyoruz? Neden bizi temsil ediyorlar? Adam onaylasın diye gönderilen yasaların nerdeyse hepsini meclise geri gönderiyor. Böyle bir demokrasi anlayışı olamazdı neyse ki süresi bitti de kurtulduk!

Bir başka konu daha var unutmadan yazayım hemen. Bu günlerde kamuoyunda harıl harıl HDP’li Selahattin Demirtaş parlatılıyor. CHP ve MHP el altından destek veriyor. Belki bazı şehirlerde  MHP ve CHP tarafından büyük destek alacaklar. Zaten öyle de değil mi Güneydoğu’da MHP ve CHP’nin milletvekili adayı yok. Seçime bile girmeyecekler neredeyse. Bunun nedeni de Başkanlık Sisteminin gelmesini zorlaştırmaktır. Çünkü HDP meclise giremezse daha güçlü bir Ak Parti mecliste Başkanlık Sistemini getirecek olan Referandum kararını istediği gibi çıkartacaktır.

 

 

Konu Makaleler, Siyaset1 Yorum

HDP Cemaat Yakınlaşması ve 7 Haziran Seçimleri

Bir denize düşen yılana sarılır..

HDP gibi partiler daha önceleri seçimlere bağımsız bir şekilde girerlerdi. Ardından 20 bağımsız milletvekili bir araya gelir ve mecliste grup kurarlardı. Böylece %10 seçim barajını dolaylı yoldan aşmış olurlardı. Fakat 7 Haziran 2015 seçimlerinde durum farklı bir hal alıyor. Çünkü HDP’yi temsil eden milletvekilleri seçime parti olarak girecekler. Parti olarak girdikleri için milletvekili olabilmelerinin önünde %10’luk bir seçim barajı var.

HDP hangi anket firmasının gazına geldi bilmiyorum ama seçime parti olarak girmek onlara 7 Haziran’da büyük bir yenilgi olarak geri dönebilir. Şöyle ki azıcık haberleri hakip ediyorsanız HDP’deki telaşı çok net olarak görebilirsiniz.

Selahattin Demirtaş, Sırrı Süreyya Önder gibi HDP temsilcilerinin katıldıkları televizyon programlara bakacak olursanız bundan bir ay önce yaptıkları konuşmalarla ters orantılı bir izlenim çiziyorlar. %10’luk barajı geçemezsek sivil iteatsizlik yapacağız, bizim istediğimiz 400 sandalye değil sadece %10’u geçmek gibi tehdit edici açıklamalar geliyor. Yani açık açık bize doğuda karışmayın biz halktan zorla da olsa oy alıp bu %10 barajını aşacağız diyorlar.

Hatta 2 Mayıs’ta CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu HDP’nin sandıkların başına silahlı birini oturtarak bu meseleyi çözeceğini söyledi. Esprili bir dille dille bile olsa bu çok düşündürücü bir açıklamaydı. Çünkü gerek CHP, gerek MHP gibi Türkiye’nin büyük partilerinin Sivas’tan öteye oy alamadıkları malumunuz. Bu durumda HDP’nin sandık başlarında silah zoruyla oy almalarına ses çıkarmazlar.  Neden ses çıkarmazlar? Çünkü seçimde HDP’nin barajın altında kalması oyların sandıktan birinci parti çıkacak olan AK Parti’ye yazılacağını gündeme getirir. Bu nedenle denize düşen yılana sarılır mevzusu ortaya çıkıyor.

Deniz yılan meselesi dedim de gelelim şu Fethullah Gülen cemaatine. Onlarında hali duman. Bu cemaat nasıl çalışır kısaca değineyim. Halktan topladıkları bağışların dışında cemaatin diğer gelir kaynağı ise çalışanlarıdır. Yani X kişisi cemaat kanalıyla herhangi bir yerde işe başladıysa maaşının belli bir bölümünü cemaate vermek zorundadır.

Tanıdığım bir dershane öğretmeni kağıt üzerinde 1900 lira maaş alıyor ama eline geçen para 1500 lira. Geriye kalan para ona verilmiyor. Ona söylenen öğrencilere yardım yapıyoruz. Buna itiraz edemez. Özellikle devlet kurumlarına yerleştirilmiş elemanlar hiçbir şekilde itiraz edemezler.

Şimdi gelelim HDP ve Cemaat ilişkisine…

Cemaat son zamanlarda en karınlık işlerini çevirdi ve yaptıkları yanına kar kalmadı. En son yaptıkları hukuk skandalı ise Fethullah Gülen’e doğum günü hediyesi niyetindeydi. Ama amaçlarına ulaşamadan Metin Özçelik ve Mustafa Başer isimli hakimler tutuklandı. Eğer amaçlarına ulaşsalardı hukuk ayaklar altındaydı.

Bugüne kadar iki büyük düşman olan HDP ve Cemaatin yakınlaşmasına gelecek olursak çok basit olarak görebilmekteyiz. HDP’nin barajın altında kalmasıyla mecliste çok güçlü bir Ak Parti olacak. Buda son demlerini yaşayan Fethullah Gülen cemaatinin o demleri bile yaşayamayacağının kanıtı oluyor. Bu nedenle HDP’nin  %10 barajını geçmesi için Cemaat var gücüyle çalışacak. Hatta ve hatta MHP ve CHP’de dolaylı yoldan bunlara destek verecek.

Peki cemaat tabanı bu güne kadar HDP gibi partilere karşıydık şimdi niye böyle oldu diye soracak mı? Hayır cemaatin tabanını oluşturan kesimin sorgulama, soru sorma hakkı yok.  Çünkü soru soranlar derhal hain ilan edilir. Eğer evlenme işini cemaat içi yaptıysa boşandırılır, çocukları elinden alınır ve belki de hakkında olur olmadık yüzlerce dava açılır. Buyrun Nurettin Veren ve Hüseyin Gülerce..

Konu Makaleler, Siyaset0 Yorumlar

Doğuda terörist batıda demokrat – HDP

Güvercin uçurmalar, barış çağrıları, silah bırakma durumları hepsi bir hikayenin gelişme bölümünden ibaret. İşin sonuç bölümü var daha! Halkların Demokratik Partisi bu aralar iyi bir siyaset yapıyor. Doğuya gidince PKK’lı oluyorlar batıya gelince demokrat. Bu nasıl iştir anlamadım.

Kendilerine mahkeme bile kurmuşlar. Aralarında sorun olan insanlara gidin KCK mahkemelerine başvurun diye dayatıyorlar. Mahkeme önlerinde insanların önleri kesilip propaganda yapılıyor. Bütün bunların yanında da çözüm süreci var. Çözüm sürecine rağmen askerlere ateş açılıyor. Yollar kesiliyor.

Malesef kandırılıyoruz dostlar.

Aşağıdaki görüntü daha geçtiğimiz günlerde Ağrı’da çekilmiş. Varın gerisini siz düşünün!

Konu Siyaset0 Yorumlar

Siyasette Ön Seçim Nedir?

Kendime soruyorum acaba beni yönetecek adayı ben mi seçiyorum yoksa başkası mı?

Kafanız karışmasın. Ben seçiyorum ama dolaylı yoldan. Onu benden önce seçen birileri var. Partiyi kuruyorlar sonra adayı önüne çıkarıyorlar al sana adayın seç diyorlar. Sen de tıpış tıpış gidip oyunu kullanıyorsun. Dolaylı yoldan seçmiş oluyorsun.  Yani senden önce başkası senin yerine seçiyor!

Peki ön seçimde ne oluyor? Hoşuna giden partiye üye oluyorsun. O partiden aday olmak isteyenler başvurularını yapıyor ve üyeler kendilerini yönetmek isteyenleri seçiyorlar. Demokrasi budur arkadaş. Böyle yapınca işler daha iyi yürür. Nasıl mı? Artık hesap soracağınız biri vardır sizin! O vekil meclise sizin sorunlarınızı taşımak zorundadır. Taşımazsa bir daha ki ön seçimde gerekeni yapacağınızı bilir! Çalışmak zorundadır yani.

Peki diyeceksiniz parti merkezleri kontenjan koyuyorlar o nedir? Kontenjan parti sandıktan birinci olarak çıktığında oluşturulacak bakanlar için koyulur. Bırakın onu da koysunlar demi! Genel Başkan devleti yöneteceği insanları kendi seçmeli.

Nitekim bu olayı Türkiye’de CHP gerçekleştirdi ve CHP’nin içindeki Deniz Baykal, Önder Sav, Mustafa Sarıgül gibi isimler yenilgilerini aldı. CHP’yi canı gönülden tebrik ediyorum. Demokrasi adına büyük bir başarı!

Konu Makaleler, Siyaset0 Yorumlar

70 lira YDS ücreti olur mu?

Bende sizler gibi düşünüyorum devletin yaptığı kıytırık bir sınav için 70 tl vermek çok saçma geliyor. Saçmalığını geçtim sadece yazık. Vatandaş böyle kaz gibi yolunmaz ki kardeşim. Ne masraf yapıyorsun ki? Bana verdiğin 2 dandik şeker 2 kalem 1 silgi 1’de kalemtraşın hesabı bu kadar mı tutuyor? Yada bana özel bir sınav mı hazırlıyorsun. 1 milyon aday giriyorsa 1 milyonuna da farklı sorular mı soruyorsun?

Geçen sene 50 lira olan YDS ücretini bu sene 20 lira arttırmanın anlamı ne? Bir senede ne değişti? Asgari ücretere %40 zam mı yaptın ki sınav ücretini %40 arttırıyorsun? Tabi mecburuz bu sınava girmeye değil mi?

Devletin kurumlarının eliyle milleti soymak yasal bizim ülkemizde! Bravo Ak Parti! Teşekkürlerimi edeceğim seçim zamanı!

İkinci soyma taktiği de bu yeni ehliyetlerdi! Tıklayın! Onla ilgili yazımı da okuyun bakalım orda nasıl soyulacağız!

 

 

Konu Makaleler, Siyaset0 Yorumlar

İç Güvenlik Pakedi’nde Tartışmaya Konu Olan Maddeler

Bugün sizlere başlıkdan da anlaşıldığı üzere İç Güvenlik Pakedi ile ilgili bilgi vereceğim.  Gündemi biraz olsun takip ediyorsanız net bir şekilde Mecliste yaşanan gerginliği,, kavgayı, vahşeti görmüşsünüzdür. Ülkenin meclisinde yaşanan bu duruma baktığınızda millet ne yapsın bunu varın sizler düşünün arkadaşlar.

Şimdi ben Ak Parti karşıtı olsun diye CHP’nin gazetesi olan Cumhuriyet’i seçiyorum ve haberi bu siteden yorumlayacağım.

Haberin linkini aşağıya paylaşıyorum inceleyebilirsiniz.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/217005/ic_Guvenlik_Paketi_nde_kavga_cikaran_maddeler.html

Okumayı sadece başlıklara bakarak gerçekleştiren bir toplum olduğumuzdan dolayı bende ordaki maddeleri paylaşma gereği duyuyorum.

Karakollar evlere taşınıyor: Müşteki, mağdur veya tanık ifadeleri ikametgâhında veya işyerinde alınabilecek.

Polise yargısız infaz yetkisi: Topluca bulunulan herhangi bir yere molotof, yakıcı, yanıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran ya da saldırmaya teşebbüs edene karşı polise silah kullanma yetkisi veriliyor.

Hâkim kararı olmadan dinlemenin süresi 48 saat: Hâkimden izin almadan dinleme yapabilme süresi 48 saate çıkarılıyor.

Havai fişek ve sapan için 4 yıl hapis: Havai fişek, demir bilye, sapan vb, ile yürüyüşe katılmak 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na giriyor. Ceza 2.5 ila 4 yıl arasına çıkarılıyor.

Mala zarar tazmini yurttaşa: Kamu, gerçek veya tüzel kişilerin mallarına verilen ve devlet tarafından karşılanan zararların sorumlulara rücu edilmesi öngörülüyor.

Atkı, poşu, gaz maskesi takana 3 yıl: “Terör örgütünün propagandasına” dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yüzünü tamamen veya kısmen kapatanlar 3 yıldan 5 yıla kadar hapis, cebir, şiddet vb, hallerde alt sınır 4 yıla çıkarılıyor. Böylece, örneğin toplumsal olaylar sırasında gazdan korunmak için maske takan veya yüzünü sırf bu yüzden örtenler de ağır cezalara çarptırılabilecek. Havai fişek, afiş, üniforma vb, ile toplantı ve gösteri yürüyüşü ve yüzü kapalı toplantı ve yürüyüşe katılma, tutuklama sebebi sayılıyor.

Maddeler bunlar arkaşlar siyah punto ile yazılanlar haberi sunanların milleti gaza getirmek için uyguladıkları bir taktik ve yorumlama biçimidir. Çünkü onlar da iyi biliyorlar ki takipçileri siyah puntoyu okuduktan sonra gerisini okumayacaklar.

Devamı için buyrun çektiğim videoyu izleyin bakalım bizleri neler bekliyor.

 

Konu Makaleler, Siyaset0 Yorumlar

Zaman Gazetesi, CHP, Fuat Avni, Umut Oran, Emre Uslu

O kadar karmaşık ve yalanla dolu 2 sene geçiriyoruz. İlk etapta Zekeriyya Öz’e gelmek istiyorum. Buram buram cemaatci kokan Zekeriyya Öz  BBC’ye açıklama yapıyor ve ben cemaatci değilim. Gülen cemaatiyle işim olmaz diyor. Oha diyorum.

İkincisi üniversitedeyken cemaat yurdunda kalan Mesut diye bir arkadaşım vardı. Arada bizi evlerine davet eder bir abileri gelir sohbet ederdi dağılırdık. Bir gün Mesut harıl harıl Zaman Gazetesi üyesi bulmaya çalışıyorken beni de üye yapmaya çalıştı bende şunu söyledim. Kardeşim zaten 1 milyon üyeniz var bırak bikaç kişi eksik kalsın niye bu kadar uğraşıyorsunuz diye sorunca. O zaman anlamadığım şimdi bu olaylardan sonra daha iyi anlayabildiğim cümleyi kurdu.

“Eğer Zaman Gazetesi Türkiye’de en fazla okunan abone olunan gazete olursa dünyanın herhangi bir yerinde oturan kişi Türkiye gündemini öğrenmek için hangi gazeteyi okur?” dedi. Haklıydı. Bu cümle cemaatin bütün amacını ortaya çıkartıyordu. Şuan dünyanın her yerinde seçilmiş hükümete karşı ülkeyi anti demokratikleştiriyor diye kara propaganda yapıyorlar. Bunu Today’s Zaman gibi yurtdışı gazetelerinde ve yayınlarında daha fazla görebilirsiniz.  Heh söylemeden edemeyeceğim bu arkadaş 3. sınıfta iş hayatına başladı bir adliyede katip olarak görev yapıyor.

Üçüncü kısım ise Emre Uslu’nun kullandığı Fuat Avni ve CHP meselesi.  Ben CHP’nin cemaat tarafından bu kadar ele geçirildiğini düşünmüyordum. Sadece CHP’nin Ak Parti’yi bitirmek için cemaate destek verdiğini düşünüyordum. Ama vaziyet öyle değilmiş.  Son çıkan Twitter direkt mesajlarına göre CHP Umut Oran vasıtasıyla Fuat Avni’den direk emir alıyor ve bunları uyguluyor. Dolarlar, milyonlar havalarda uçuruluyor. CHP’nin buna göz yummasının nedeni büyük ihtimalle Baykal’ın da düştüğü seks kasedi tuzağı. Çünkü yazışmalarında 45 tane kasetten bahsediliyor.

Fuat Avni bu görüntülerin Fethullah Gülen’in gizli bilgisayar ekibi tarafından saklandığını ifade ediyor.

Son on yılı hesaba kattığımda şunu söyleyebilirim. Eskiden cemaat ezilen pozisyondaydı saklanarak büyüdü güçlendi iyice devlet kademesinde söz sahibi olmaya başladı. Ak Parti iktidara geldiğinde ise önleri açıldı ve daha da güçlendiler. Sonrasında ise Balyoz ve Ergenekon davalarıyla karşılarında olan herkesi bitirdiler. Girdikleri her kurumda para, rüşvet, tehdit, şantaj ve iktidar gücüyle söz sahibi oldular. İktidar bunu anladığında cemaat artık durdurulamayacak noktaya gelmişti.  Artık bütün mesele Ak Parti hükümetinden ziyade Recep Tayyip Erdoğan’ı bitirme meselesiydi. Çünkü Ak Parti içerisinde de başta İdris Naim Şahin olmak üzere Hakan Şükür gibi cemaate hizmet eden vekiller vardı. Bunları ele geçirmek yönlendirmek kolaydı. Ama ele geçiremedikleri tek kişi Recep Tayyip Erdoğan’dı.

Durum o kadar vahim bir hal almıştı ki. Erdoğan Başbakanken odasına cemaat polisleri tarafından dinleme cihazları bile yerleştirildi. Bunlar tespit edildiğinde ise karşı operasyonlarla başbakanın çevresindeki cemaat ekibi tasfiye edildi. Hatta geçtiğimiz günlerde dinleme cihazlarına başbakanın ofisine yerleştirenler Romanya’da yakalandı. Bunların Türkiye’ye getirilmesiyle birlikte işler iyice çözümlenecektir.

Tam bir devlet içinde devlet doğmak üzereydi öyle ki Milli İstihbarat Teşkilatı’nı karalamak için MİT’in gözetimindeki tırlara cemaatin mensup olduğu savcı asker ve polislerle operasyon yapıldı. MİT CHP ve cemaat tarafından terörist bir faaliyet içerisindeymiş gibi gösterildi. Haberler anında Zaman Gazetesi ve cemaat diğer yayın organları tarafından dünya gündemine taşınmaya çalışıldı.

Buda yetmezmiş gibi MİT’in başındaki isim olan Hakan Fidan Oslo’da PKK ile yapılan çözüm süreci görüşmeleri bahane edilerek ifadeye çağrıldı amaç vatana ihanetten Recep Tayyip Erdoğan’ı gözaltına almaktı. İfadeye çağıran savcı ise Sadrettin Sarıkaya isimli özel yetkili bir savcıydı. Nitekim Hakan Fidan ifadeye gitmeyerek bunların emellerini boşa çıkardı.

Ak Parti, CHP, Cemaat, Fethullah Gülen gündemi bakalım ileride bizlere daha neler gösterecek. Merakla beklenen konu ise 7 Haziran 2015 seçimleri. Bu seçimlerden sonra Ak koyun karakoyun ortaya çıkacaktır.

 

Konu Makaleler, Siyaset0 Yorumlar

Türkiye’de Atatürk Düşmanları

Güzelim Türkiye’mizde Türkiye’mizin kurucu Mustafa Kemal Atatürk’tür. Ne yazık ki toplumu kendi ideolojileri ile biçimlendirmek isteyen kesimler bir taraftan Atatürk’ü bir taraftan dini, bir taraftan laikliği, bir taraftan da milliyetçilik  gibi kavramları kullanıyorlar.

Nitekim Atatürkçü Düşünce Derneği’de bunlardan birisi.  Atatürkçü Düşünce Derneği adı altında toplanmış toplumun değerlerinden, yaşam tarzından, düşüncesinden  tamamen farklı olan, toplumu kucaklamak yerine iten, sen farklısın sen bizden değilsin izlenimi yaratan, her şeyin en güzelini biz biliriz, bizim doğrularımız-düşüncelerimiz mutlaktır, herkes bizim gibi düşünmeli tavırlarıyla insanları kendilerine düşman eden bir dernek ve dernek üyeleridir. Tabi bunların hepsini aynı kefeye koymuyorum ama on tanesinden bir tanesi herkesi kucaklayan bir yapıya sahipse ve Atatürk’ü bilmek öğrenmek için ordaysa onu başımın üstünde taşırım.

Atatürk’ü kendi görüş ve ideolojisi çerçevesinde insanlara anlatanlar, onun hayatını, düşüncelerini, ideallerini bilmeyenler, onu topluma yanlış tanıtanlar, onun isminden güç alıp onun değerleriyle beslenenler onun en büyük düşmanlarıdır.

Çünkü bu insanlar kendi düşüncelerini Atatürk’ün ismi altında toplanarak halka sunmakta ve onu halkın gözünde küçük düşürmektedirler.

Çevremizde bunu sık sık görmekteyiz.  Örneğin geçtiğimiz yıl Ünye İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nde Ordu Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü kuruldu. Fakülte içerisinde öyle bir hava estirildi ki neredeyse başkalarının Atatürk demesi bile hor görülmeye başlandı. Grup üyelerinin hep birlikte olması, aynı şeyleri yapması, aynı görüşü benimsemeleri, aynı düşünce yapısında olmaları bunun bir göstergesiydi.  Berkin Elvan’ın ölümüyle  Atatürkçü Düşünce Kulübü üyeleri Facebook sayfalarında bir duyuru yayınladılar ve duyurularında kantinde eylem yapacaklarını söylediler.

Soruyorum şimdi böyle bir eylemi neden Atatürkçü Düşünce Kulübü çatısında yaptılar? Bu olaylara farklı bakan insanları itmedi mi bu durum? Neden Atatürk’ün adı bu planda öne atıldı? Neden sizden olmayanın Atatürk’e bakış açısını değiştiriyor ve onları yanlış yönlendiriyorsunuz?

Paylaşımlara bakmaya devam ediyorum ve görüyorum ki Atatürkçü Düşünce Kulübü adı altında toplananlar belli bir siyasi grubun mensupları ve o grubun temsilcileriymiş gibi konuşuyorlar.

Şimdi soruyorum Atatürkçü olmak bu mudur? Atatürkçü Düşünce Derneği yada Kulübü’nden olmayanlar Atatürkçü olamıyorlar mı? Atatük’ün ismi neden sizin siyasi düşünce ve ideolojileriniz çerçevesinde kullanılıyor?

Sizin gibi toplumla iç içe olmayan, toplumun değerlerinden uzak, kendi değerlerini topluma benimsetmeye çalışanlar Atatürk ve Atatürkçü düşünce için en büyük tehlike ve tehdittir. O nedenle ülkemizde Atatürk’ün ismini kullanan dernek ve kuruluşların siyasi amaçlardan çok Atatürk sevgisi için bir araya gelmiş insanlar olması daha doğru olacaktır.

Diğer bir örnek de yine geçtiğimiz günlerde Ünye Belediye Sineması’nda kimsesiz çocuklar için destek gecesi düzenlendi. Geceyi organize edenler arasında Atatürkçü Düşünce Derneği vardı. Gecede üniversite öğrencileri şiirler ve müzikleriyle sahne aldı ve kimsesiz çocuklar için yardım toplandı.

Eğlenceye Ak Parti Ünye Belediye Başkanı Ahmet Çamyar, CHP Ünye Belediye Başkan Adayı İsa Maral gibi siyasi kişiliklerin yanında Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Tansel Çölaşan’da katıldı.

Eğlence öncesinde Tansel Çölaşan’ın siyasi konuşması orda bulunan Ak Partili, CHP’li MHP’li ve diğer görüşten olan insanlar için tam bir facia oldu. Geceye gölge düşürdü ve Ahmet Çamyar, İsa Maral gibi siyasi kişiliklerin yanında vatandaşında salonu terk etmesine neden oldu.

http://www.hizmettv.com.tr/haber_detay.asp?haberID=16717

Bu örnekte de yukarıda bahsettiğim durumlar karşımıza çıktı. Şimdi sorduğum soru şu. Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Tansel Çölaşan’ın konuşması Atatürk’ün düşüncesi mi yoksa Tansel Çölaşan’ın kendi düşünceleri miydi? Varın siz karar verin!

Atatürk’ten beslenen Atatürk düşmanlarına her daim karşı çıkmalı ve toplumun gözünde onu yıkmalarına izin vermemeliyiz.

 

 

 

Konu Makaleler, Siyaset0 Yorumlar

Cemaat’in seçim planı deşifre oldu

30 Mart 2014 seçimlerinden önce Ak Parti büyük bir koalisyonla karşı karşıya kaldı. Bu koalisyon içerisinde güçlerini birleştirmiş olan MHP, CHP ve Fethullah Gülen cemaati vardı. Memlekette kendilerini güçlü olarak gördükleri illeri ilçeleri bölüştüler. Nitekim Sözcü gazetesine servis edilen haritalarla hangi illerde hangi partiye verileceği yayınlandı.

Bütün bunların yanında 30 Mart yerel seçimleri Ak Parti için büyük bir zafer oldu. Seçim sonunda MHP, CHP ve cemaat dayanışması oylarını ve belediyelerini arttırmış bir Ak Parti ile karşılaştı.

Oy sayımı sırasında cemaatin haber ajansı olan Cihan Haber Ajansı bütün oy sayımı sürecinde Ak Parti’yi geride göstererek manipülasyon yaptı. Bugün ise saldırıya uğradık, bilgisayarlarımız hacklendi, Anadolu Ajansı’nın verileri doğrudur diye açıklamalar yapıyorlar. Nedeni ise halkın gözünde kaybettikleri itibarı yeniden kazanma gayretidir.

Daha sandıkların %10 bile açılmadan CHP’li adayların Ankara’da, İstanbul’da seçimi kazandıklarını iddaa edip canlı yayına çıkmaları, eğlence yapmaları ise bu manipülasyon iddalarını kesinleştirdi.

Seçim sırasında 17 dakika elektrik kesintisi oldu ve bu kesintinin gerçekleştiği yerler de CHP ve MHP koalisyonu seçimi kazandı. Bu partiler elektrik kesintisini kullanarak ülkenin büyük çoğunluğunda seçimi kaybetmelerinin nedeni buymuş ve kesinti sonucunda oyları çalınmış gibi göstererek itirazlarda bulundular.

Yalova’da Ak Parti’nin bir oyla seçimi kazanmasına başta Ak Parti ve CHP itiraz etti. Sonrasında yapılan sayımda ise CHP’nin adayı seçimi 5 oy farkla kazandı.  İşte cemaatin planı bu tarz illerde deşifre oldu.

Cemaat seçimde oy farkının az olduğu illerde devreye girdi. İlk önce Cihan Haber Ajansı kanalı ile Ak Parti’yi CHP’nin gerisinde bırakan oranlar yansıtıldı. Sonra Ak Parti’nin küçük farklarla kazandığı illerde oy pusulaları değiştirildi.  Cemaatin gizli ve sinsice hazırlanmış ikinci planı buydu. Çünkü cemaat kendi içerisinde bölünmeler yaşıyordu ve bu bölünmeler seçim sonuçlarının netleşmesiyle artış gösterdi.

Seçim sırasında cemaatle diyaloğu olan CHP ve adayları özellikle Kemal Kılıçdaroğlu seçimden sonra cemaatle işbirliği yapmadıklarına dair açıklamalar yaptı. Bugüne baktığımızda gerçeklerin ortaya çıkması herşeyi aydınlattı. Oysa cemaatin kapı kapı dolaşıp CHP için oy dilendiğinin herkes farkındaydı.

Zaman Gazetesi’nde oyumu CHP’ye vereceğim diye açıklama yapan Zaman Gazetesi yazarı Cihan Alpay bugünkü yazısında ise demokrasi sadece seçimden ibaret değildir dedi. Devamında ise basın özgürlüğünden, hak ve özgürlüklerden, kişilik haklarından, yargı bağımsızlığından bahsetti. Yargı bağımsızlığı derken mensubu olduğu cemaatin başında olan Fethullah Gülen’in o hakimleri, savcıları satın alın diye bahsettiği videoları izlememiş olmalı. Yada bu işin içinde aktif görev aldığından bunlardan bahsetme gereği duymuyorlar. Hak hukuktan bahsedenler demekki başta polislik olmak üzere yandaşlarına peşkeş çektikleri sınav sorularını hak hukuktan saymıyor. Tabi onların deyimiyle -içkici, ayyaş birileri mi olsun polis-

 

 

Konu Siyaset0 Yorumlar

Translate – Çeviri